6 Kasım 2009 Cuma
Bizi, Bizden sonra gelecek nesilleri hasta etmeyin!
19 Ekim 2009 Pazartesi
Ne yapmalı bilmem ki!
.jpg)
Domuz, kuş, kene: DKK terör örgütü!Kuş gribi.
Kene.
Şimdi de, domuz.
Hayvanat kafayı bize taktı birader.
Ve, maalesef olacağı buydu aslında.
Kurban Bayramı'nda elinden kaçırdığı agresif boğaya tüfekle ateş eden kasap da var, tenhada kıstırdığı uysal eşeğe tecavüz eden mühendis de... Allah'tan Adli Tıp raporuyla o eşeğin fingirdek olduğu tespit edildi de, hafifletici sebepten 240 lira cezayla yırttı mühendis... Sonradan “töre” cinayetine kurban gitti o eşek! Sahibi vurdu.
Hiç unutmam, İzmir'de Basmane'deki havuza güzellik olsun diye ördek bırakmıştı belediye... Ertesi sabah yok. Bi daha bıraktılar. Ertesi sabah gene yok. Bi daha bırakmadılar. Çünkü anlaşıldı ki, av eti ayaklarıyla Alsancak'ta satıyorlar ördekleri.
Oha filan demeye kalmadı, Aliağa'da iki balıkçı, kuş cennetinden arakladıkları pelikanları mangal yaparken yakalandı jandarmaya... Enselenene kadar iki büyük rakı devirdikleri için, karakolda itiraf ettiler, flamingoların hazmı zormuş, o nedenle hafif ekşi olmasına rağmen, pelikanları tercih ediyorlarmış... Bu iki haber peş peşe patladı, İzmir'in yarısı vejetaryen oldu; ahalinin cibes, radika, istifno falan, denizbörülcesine yönelmesi ondan!
Vejetaryen olmayıp, et yemeyen de var. Bolu'da mesela... Yol kenarında bir ayı bulundu, ayı çıplak, postu yok! Merak edip araştırdılar, meğer, asfalta çıkan talihsiz ayıya çarpmış direksiyondaki ayılar... Bakmışlar ki, ayı ölmüş... Postunu yüzüp, oturma odasına sermişler iyi mi!* Hatırlayın, Ankara'da Atatürk Orman Çiftliği'nde ikamet eden, Pakize isimli piton kayboldu... “Kardeşim, 4 metrelik piton nereye gider?” diye şaşıranlara, “Kardeşim, adam 4 kilometrelik fiberoptik kabloyu çalıyor güpegündüz, 4 metrelik pitonu beline sarar gene götürür, siz dikkat edin fili götürmesinler” diye cevap yetiştirmeye gayret ediyorduk ki... Çevre Bakanımız açıkladı, “Ankaralılara bugünlerde şiş kebap yemesini tavsiye etmem!” Hayvan denince, bakanımızın aklına ilk gelen, Aliağa'daki balıkçılarla aynıydı çünkü, mangal... Melih Gökçek baktı ki, basın işin peşini bırakmıyor, taaa 73 gün sonra “Aha işte Pakize” diye bir pitonu getirdi koydu, yerine... Çakma Pakize ise, sanırsın Cem Garipoğlu'dur, “73 gün nerede saklandın?” sorularını, yanıtsız bırakıyor.
Bakın, Pakize dedim, aklıma geldi, Sinop'taki Balina Aydın'ı önce maymuna çevirdik, sonra Rus istihbaratında görevli denizaltı yakalama çavuşu olduğunu iddia ettik. Sivas'ta Murat 124'ün arka koltuğunda taşınan Dana Ferhat, meşhur oldu, vaktinden önce iki katı paraya sucukçuya satıldı. Yavru fok Badem'i sigara tiryakisi yaptılar Gökova'da... Rahmetli Özal'ın papağanı Cabbar aslında çoktan rahmetli oldu ama, “Cabbar işte bu” diye yakaladıkları papağanı animatör olarak kakalıyorlar Antalya'da.
Darıca'ya timsah getirdiler, millet görsün diye... Ööle duruyor, hareketsiz... Kafasına kaya attılar, yaşayıp yaşamadığını kontrol etmek için, hayvancağız debelendi ama, iş işten geçti, ruhunu teslim etti. Göçmen kuşların biyolojik silah taşıdığını öne sürdüler. Bodrum'da çok balık tüketiyor diye yunusları katlettik. Milas'ta, daracık yere sıkıştırıp, balık çiftliğindeki balıkları oksijensizlikten boğarak topluca öldürmeyi başardık. Uçak için deve kestiler. Beygirler zaten nallı kuzu.
Denizli'de at heykelini sünnet ettiler, malum yeri fazla büyük diye... Sütaş'ın vole atan santrfor ineğini RTÜK'e şikâyet ettiler, memeleri görünüyor diye.
İşin hazin tarafı...Memleketin adı, hindi.
İnsan olarak yaşamak zor.Hayvan olarak yaşamak daha zor.
E bi intikamları olacak tabii.
Derenin intikamı olduğu gibi.
30 Eylül 2009 Çarşamba
Hülyamın Mimi....
24 Eylül 2009 Perşembe
"İŞ" te Böyle!
Ve ardından Bayram, herkesin geçmiş Bayramı mübarek olsun. Üstte oğluşun bayramda binbir zorluklarla çektiğim fotosu. (Resim çekilmekten hiç hoşlanmadığı gibi kendi halindeyken de sürekli hareket halinde olduğu için fotoğraflar genellikle titrek çıkıyor.)
Bu da geçen seneki bayramda çekilen fotoğrafı o zamanlarda genellikle daha sabit duruyormuş meğerse!
Ben ise işyerindeyim, zor oldu başlamak, 4 sene burada çalışmış olmama rağmen, geçen hafta kendimi ilkokula yeni başlamış bi öğrenci gibi hissettim. Şimdi iyiyim, şükür her öğrenci gibi alıştım ben de :D Gerçi araya 1,5 sene gibi aslında hafife alınmayacak uzun bir süre girdi. Burada bile ne çok şey değişmiş!
Koşturmacalarımız da arttı tabi, baya arttı hemde... Yetişme telaşı hep oradan oraya. Çocuk mu yetiştiriyoruz, yoksa çocuğu mu biyerlere yetiştiriyoruz bilemem ama oğluş şimdiden maratona başladı. Her çalışan anne babanın çocuğu gibi....
Üzücü bi durum mu bilemiyorum! belki de hayatın temposuna sonradan ayak uydurmaya çalışacağına bu tempoyla büyümesi onun ilerdeki hayatı için daha iyi olacak bilemiyorum!
Bu aralar diyaloglarımız;
Hadi uyan annecim!
Hadi çabuk kahvaltımızı yapalım!
AAA hadi hemen üzerimizi giyinelim de atta gidelim olur mu?
OOO çabuk arabaya binelim de üşümeyelim olur mu?
Hadi hemen akşam olsun da görüşelim biran önce tamam mı?
akşam olunca
Hadi evimize gidelim
Hadi üst değişimi, hadi banyo, hadi yemek, ama hadi uyuyalım artık...... gibi
Bu koşturmacaların arasında keyifli bir tek şey varki o da akşam kavuşmalarımız, birbirimizi özlemiş sarılmalarımız, öpücüklerimiz .... Yerini hiçbirşeye bırakmayacak olan sevgimiz....İşte böyle!
8 Eylül 2009 Salı
Son 1 Hafta !....
21 Ağustos 2009 Cuma
Sonunda Geldik....
10 Mayıs 2009 Pazar
Ahh Anneler....
Anneler gününüz kutlu olsun.......
