19 Ekim 2009 Pazartesi

Ne yapmalı bilmem ki!


Herkes bişey söylüyor, kafalar karışıyor. Kendi adıma en azından normal grip aşısı olup, sık sık ellerimi yıkayıp gerekli hijyen kurallarına uyup, kalabalık ortamlara girmeden herkesle öpüşmeyerek (ki zaten oldum olası şap şup öpüşmekten hiç haz etmem) kendimce önlem almayı planlıyorum ve çok sevdiğim Yılmaz Özdil'in aşağıdaki yazısını okumanızı tavsiye ediyorum... Herkese gripsiz iyi haftalar diliyorum.....:D

Domuz, kuş, kene: DKK terör örgütü!Kuş gribi.


Kene.


Şimdi de, domuz.

Hayvanat kafayı bize taktı birader.

Ve, maalesef olacağı buydu aslında.

Kurban Bayramı'nda elinden kaçırdığı agresif boğaya tüfekle ateş eden kasap da var, tenhada kıstırdığı uysal eşeğe tecavüz eden mühendis de... Allah'tan Adli Tıp raporuyla o eşeğin fingirdek olduğu tespit edildi de, hafifletici sebepten 240 lira cezayla yırttı mühendis... Sonradan “töre” cinayetine kurban gitti o eşek! Sahibi vurdu.
Hiç unutmam, İzmir'de Basmane'deki havuza güzellik olsun diye ördek bırakmıştı belediye... Ertesi sabah yok. Bi daha bıraktılar. Ertesi sabah gene yok. Bi daha bırakmadılar. Çünkü anlaşıldı ki, av eti ayaklarıyla Alsancak'ta satıyorlar ördekleri.

Oha filan demeye kalmadı, Aliağa'da iki balıkçı, kuş cennetinden arakladıkları pelikanları mangal yaparken yakalandı jandarmaya... Enselenene kadar iki büyük rakı devirdikleri için, karakolda itiraf ettiler, flamingoların hazmı zormuş, o nedenle hafif ekşi olmasına rağmen, pelikanları tercih ediyorlarmış... Bu iki haber peş peşe patladı, İzmir'in yarısı vejetaryen oldu; ahalinin cibes, radika, istifno falan, denizbörülcesine yönelmesi ondan!

Vejetaryen olmayıp, et yemeyen de var. Bolu'da mesela... Yol kenarında bir ayı bulundu, ayı çıplak, postu yok! Merak edip araştırdılar, meğer, asfalta çıkan talihsiz ayıya çarpmış direksiyondaki ayılar... Bakmışlar ki, ayı ölmüş... Postunu yüzüp, oturma odasına sermişler iyi mi!* Hatırlayın, Ankara'da Atatürk Orman Çiftliği'nde ikamet eden, Pakize isimli piton kayboldu... “Kardeşim, 4 metrelik piton nereye gider?” diye şaşıranlara, “Kardeşim, adam 4 kilometrelik fiberoptik kabloyu çalıyor güpegündüz, 4 metrelik pitonu beline sarar gene götürür, siz dikkat edin fili götürmesinler” diye cevap yetiştirmeye gayret ediyorduk ki... Çevre Bakanımız açıkladı, “Ankaralılara bugünlerde şiş kebap yemesini tavsiye etmem!” Hayvan denince, bakanımızın aklına ilk gelen, Aliağa'daki balıkçılarla aynıydı çünkü, mangal... Melih Gökçek baktı ki, basın işin peşini bırakmıyor, taaa 73 gün sonra “Aha işte Pakize” diye bir pitonu getirdi koydu, yerine... Çakma Pakize ise, sanırsın Cem Garipoğlu'dur, “73 gün nerede saklandın?” sorularını, yanıtsız bırakıyor.

Bakın, Pakize dedim, aklıma geldi, Sinop'taki Balina Aydın'ı önce maymuna çevirdik, sonra Rus istihbaratında görevli denizaltı yakalama çavuşu olduğunu iddia ettik. Sivas'ta Murat 124'ün arka koltuğunda taşınan Dana Ferhat, meşhur oldu, vaktinden önce iki katı paraya sucukçuya satıldı. Yavru fok Badem'i sigara tiryakisi yaptılar Gökova'da... Rahmetli Özal'ın papağanı Cabbar aslında çoktan rahmetli oldu ama, “Cabbar işte bu” diye yakaladıkları papağanı animatör olarak kakalıyorlar Antalya'da.

Darıca'ya timsah getirdiler, millet görsün diye... Ööle duruyor, hareketsiz... Kafasına kaya attılar, yaşayıp yaşamadığını kontrol etmek için, hayvancağız debelendi ama, iş işten geçti, ruhunu teslim etti. Göçmen kuşların biyolojik silah taşıdığını öne sürdüler. Bodrum'da çok balık tüketiyor diye yunusları katlettik. Milas'ta, daracık yere sıkıştırıp, balık çiftliğindeki balıkları oksijensizlikten boğarak topluca öldürmeyi başardık. Uçak için deve kestiler. Beygirler zaten nallı kuzu.

Denizli'de at heykelini sünnet ettiler, malum yeri fazla büyük diye... Sütaş'ın vole atan santrfor ineğini RTÜK'e şikâyet ettiler, memeleri görünüyor diye.

İşin hazin tarafı...Memleketin adı, hindi.

İnsan olarak yaşamak zor.Hayvan olarak yaşamak daha zor.

E bi intikamları olacak tabii.

Derenin intikamı olduğu gibi.

Yılmaz ÖZDİL

30 Eylül 2009 Çarşamba

Hülyamın Mimi....

Canım arkadaşım Hülyacığım beni mimlemiş(ti) baya oluyor tabi. Benim gibi tembel bir insanın hele ki ev işleri konusunda anlatacak fazla bişeyi yok tabi ama yine de bişeyler yazmaya çalışacağım... Teşekkür ederim bu arada canım beni de andığın için :D

Mutfakta ben; walla yemek yapma konusunda kesinlikle iddialı değilim ama eğer istersem ve canım gerçekten bi yemeği çok çektiyse kesinlikle güzel yaparım ve oturup bi güzel de yerim. Değişik yemekler yemekten çok hoşlanırım ve emek sarfedilen her şeyin en azından tadılmayı hak ettiğini düşünürüm.
Genellikle hayatımın diğer tüm alanlarında olduğu gibi mutfakta da plan yapmaktan ve bu plana uymaktan zevk alıyorum. Mesela ne yemek yapacağımı eğer önceden kafamda kararlaştırdıysam benim için o yemek hazırdır bile.
Temizlik ve ben; temizlik işi çok nankör bence bunu evde sürekli kaldığım 1,5 sene boyunca daha iyi anlamış bulunuyorum ve temizlik yapmaktan nefret ediyorum. Temizle bitir ertesi gün bi daha batsın sonu yok bu her gece görülen kötü kabuslardan da beter. Ve daha da kötüsü bende evde ortalık dağınık ve kirliyken ki oluşan piskoloji berbat o kadar mutsuz oluyorum ki anlatamam. Dip köşe her yer milimetre hesabına uygun silinmediyse ve çamaşır suyu kullanılmadıysa o temizlik temizlikten sayılmaz bana göre. Toz almaktan ve ütü yapmaktan nefret ederim. Hatta bu aralar hepsinden nefret ediyorum aslında temizliğe harcayacağım zamanı oğluşuma ayırmak istiyorum.
Sosyal hayat; Aslında efe den önce sosyal hayatımız daha hareketliydi diyebilirim. Eşimle vizyondaki bütün filmlere gider, yeni açılan yerleri daha çok keşfederdik. Tekrar aynı şeyleri yapabilmemiz için efenin biraz daha büyümesi gerekecek sanırım. Gerçi geçtiğimiz hafta sonu bi Ürgüp, Göreme, Avanos kaçamağı yaptık, geldik. Değişik, daha önceden hiç görmediğim yerlere gitmekten çok keyif alırım. Konserlere bayılırım bu arada Ajda Ankaraya gelse de gitsem diye ne çok istiyorum.
Yaz bittikten sonra bu aralar genellikle boş zamanlarımız ve hafta sonlarımız Ankaradaki alışveriş merkezleri ve parklardan ibaret. Bi ara havalar çok soğumadan hayvanat bahçesi ve gençlik parkı na gitme planlarımız var ama zor görünüyor, bakalım kısmet!
Oğlumla; bu aralar o kadar özlüyorum ki onu kokusu burnumda tütüyor, kanım çekiliyor bazen. Akşam olup da kavuşma anımızın gelmesini iple çekiyorum. İşe başlamak çalışan anne olmak vicdan azabı oluşturuyor bu aralar. Daha az görmek daha da çok özleme bırakıyor yerini. Alışmaya çalışıyorum bu duruma kimselere belli etmeden. Oğluş da beni özlüyor olsa gerek ki akşamları yapışıyor adeta bana, yapışık ikiz gibi dolanıyoruz bi süre. Yemek, biraz yaramazlık sonrası uyku faslına bırakıyor yerini... Ben de yanında uyuya kalıyorum tabi.

24 Eylül 2009 Perşembe

"İŞ" te Böyle!

Mübarek Ramazan geldi, geçti Allah tekrarını nasip etsin.

Ve ardından Bayram, herkesin geçmiş Bayramı mübarek olsun. Üstte oğluşun bayramda binbir zorluklarla çektiğim fotosu. (Resim çekilmekten hiç hoşlanmadığı gibi kendi halindeyken de sürekli hareket halinde olduğu için fotoğraflar genellikle titrek çıkıyor.)


Bu da geçen seneki bayramda çekilen fotoğrafı o zamanlarda genellikle daha sabit duruyormuş meğerse!
Ben ise işyerindeyim, zor oldu başlamak, 4 sene burada çalışmış olmama rağmen, geçen hafta kendimi ilkokula yeni başlamış bi öğrenci gibi hissettim. Şimdi iyiyim, şükür her öğrenci gibi alıştım ben de :D Gerçi araya 1,5 sene gibi aslında hafife alınmayacak uzun bir süre girdi. Burada bile ne çok şey değişmiş!
Koşturmacalarımız da arttı tabi, baya arttı hemde... Yetişme telaşı hep oradan oraya. Çocuk mu yetiştiriyoruz, yoksa çocuğu mu biyerlere yetiştiriyoruz bilemem ama oğluş şimdiden maratona başladı. Her çalışan anne babanın çocuğu gibi....
Üzücü bi durum mu bilemiyorum! belki de hayatın temposuna sonradan ayak uydurmaya çalışacağına bu tempoyla büyümesi onun ilerdeki hayatı için daha iyi olacak bilemiyorum!

Bu aralar diyaloglarımız;

Hadi uyan annecim!
Hadi çabuk kahvaltımızı yapalım!
AAA hadi hemen üzerimizi giyinelim de atta gidelim olur mu?
OOO çabuk arabaya binelim de üşümeyelim olur mu?
Hadi hemen akşam olsun da görüşelim biran önce tamam mı?
akşam olunca
Hadi evimize gidelim
Hadi üst değişimi, hadi banyo, hadi yemek, ama hadi uyuyalım artık...... gibi

Bu koşturmacaların arasında keyifli bir tek şey varki o da akşam kavuşmalarımız, birbirimizi özlemiş sarılmalarımız, öpücüklerimiz .... Yerini hiçbirşeye bırakmayacak olan sevgimiz....İşte böyle!

8 Eylül 2009 Salı

Son 1 Hafta !....


Gerisayım başlamıştı kabul ama artık iyice ciddiye bindiğini bugün daha çok hissettim nedense! İşe başlamama son 1 hafta kaldı. Bugün Oğluşla olan 24 saatlik beraberliğimin 470. günüymüş (hamilelik hariç) Bu 24 saatlik birliktelik yerini hafta içleri akşamdan sabaha ve hafta sonlarına bırakacak. Ne de çabuk geçiyor zaman, ömür....

Bu arada benim efendi oğluşum büyümüş, kocaman olmuş şükürler olsun. Efenin büyüdüğünü eski resimlerine bakınca farkediyorum genellikle :) Tam bir tekerlek ve araba manyağı oldu bu aralar. Balkona ya da dışarı çıktığında araba görür görmez elini uzatıp dudağını ileri doğru büzdürerek dü dütdüüüt deyişine hastayım. Aman arabaya binmeyelim kendini hemen şoför mahaline atıp direksiyonu ve vitesi tutmak için çıldırıyor arka koltukta zor zaptediyorum oğluşu. Genellikle ağlama krizleriyle gidiyoruz, bir yerden bir yere seyahat çok zor olmaya başladı. Hele evde arabalarını sürerken ki hali neler geçiyor aklından, neler hayal ediyor kimbilebilir! En güzeli de artık söylenenleri anlamasıymış önceleri boş boş suratımı bakıyordu (bebek olduğundan olsa gerek:P) şimdiyse anlaması, tepki vermesi, hatta ağzından çıkan birkaç kelime, işte dünyanın en güzel hediyeleri bunlar...


21 Ağustos 2009 Cuma

Sonunda Geldik....

Aslında son yazımı 10 Mayısda yazdığımı görünce dumur oldum. O kadar olmuşmu buraya bişeyler yazmayalı, yazamayalı! Ne zor geldi tekrar yazmak anlatamam. Lakin bu kadar süredir bişey yazmadığım için de kendimi suçlu gibi hissediyordum. Neyse biyerlerden başlamak lazım! Bu süre zarfında oğluş da büyüdü tabi yaşına girdi, yürümeye başladı, daha bi yaramazlaştı, kabına sığmaz oldu artık benim yaramaz bücürüm :)) Bırakın beni ben kendim yürürüm de, koşarım da, coşarım da, yemek de yemiycem modunda. Uyku problemimiz zaten hep vardı....tam Efe olduk yani. yakın plan resimlerini ilerleyen günlerde koyacağım tabi ki. Şimdiden söyleyeyim eski tombişliğimiz kalmadı zaten yemek yediremediğime kendi doktorumuz dahil kimse inanmıyordu kalan kredilerini de kullandı efe oğlan ve şimdi artık zayıf bi oğlan. Napalım sağlık olsun yeterki hasta olunmasın.
Gelelim yokluğumun nedenlerine klasik oğluşdan hiçbirşeye fırsat olmuyor. Lap top görünce otomatik man o da bişeyler yazmak istiyor ve bu istek genellikle koparılan laptop tuşlarıyla neticeleniyor. O uyuduğu zamanlarda ise temizlik, yemek ya da telefon görüşmeleriyle geçtiği için yine birşeyler yazmaya fırsat kalmadan efe oğlan gayet enerjik bi şekilde tekrar uyanıyor. Bunların haricinde bu sene Efe oğlanla beraber gezebildiğimizce gezmeye çalıştık. 3 hafta Mersin, 1 hafta Erdek, 1 hafta Marmaris, 5 gün kadar da Belek yaptık. Genel itibariyle tatilimiz iyi geçti tabi oğluşun yemek yememesi başlıca problemimizdi. Marmarisde de baya bi hastalandı ateş, boğaz enfeksiyonu... Antibiyotikler ve yapılan iğnelerden sonra toparlandık çok şükür. Şimdilerde ise bütün enerjimi enjektörle boşaltmışlar gibi hissediyorum genel olarak böyleyim bu aralar. Yapılacak çok şey var ama bi yerden başlayamıyorum 24 saat yetmiyor mu sanki! Ev hanımı olmak, çocuk bakmak dünyanın en zor işiymiş meğer! Bu aralar ise kafamda yeniden işe başlayınca neler olacak sorusu! Az kaldı çok az...

10 Mayıs 2009 Pazar

Ahh Anneler....

Anneler günü.... Yanlızca bugün ile ilgili değil, annelikle ilgili ne yazsam o kadar yetersiz kalır ki! O yüzden yaklaşık 1 senedir bana annelik vasfını kazandırdığı için Allaha şükürler olsun. Allah isteyen, bekleyen herkese nasip etsin bu duyguyu....

Canım Annem Anneler Günün kutlu olsun..... Her günün mutlu olsun... (Artık emekli ol :)))) )

Anneler gününüz kutlu olsun.......

16 Mart 2009 Pazartesi

EMEKLİYORUZ

Uzun uğraşlardan sonra oğluş sonunda emeklemeye başladı. Ben umudumu kesmiştim ama nihayet başardı. Bana kalsa direk yürümesini tercih ederdim ama demek ki aşama aşama oluyor bu işler. Ben biraz aceleci bir anneyim sanırım, neyse hadi hayırlısı bakalım... Emekleme tarihimiz 07.03.2009 kayıtlara alalım di mi :D